28 Şubat 2012

Tahinli ekmek

Bu “zorlu kış şartları” beni yedi bitirdi, ben de yanımda yöremde yenebilecek her şeyi.
Günler önce tahinli ekmeği ve içeriğini kafamda canlandırdım ama tahinin çağrıştırdıkları hep yapmama engel oldu. Çünkü, “tahin” çocukluğumun vazgeçilmez can dostlarından biridir. Kış sofralarının tatlısı: pekmezle karışanı, pekmez yoksa bal ya da şerbetle karışanı ki tam bir hayal kırıklığı, helvası. Bir de görüntüde çocukluğumun hiç aklımdan çıkmayan “tatil kitabı”, bu ekmeğin yapımını sürekli erteleten. Gerçi kitap yaz karnesiyle birlikte verilirdi veya mutlaka “alt sokaktaki “kırtasiyeciden” alınırdı. “Tatil kitabı” ilk cildiyle başlayan ve yıllar süren “kabusum” oldu benim. Çünkü kitabın üzerinde mevsim yaz, sınıfını geçmiş ve hemen bir sonraki sınıfın derslerini çalışmaya koşullanmış ama bunu mutluluktan gözü dönmüş bir şekilde yemyeşil bir ağacın gölgesinde elinde tuttuğu “tatil kitabı”yla yapan bir çocuk. O kitabın üzerinde de aynı resim ve çocuğun elinde aynı “tatil kitabı”, o kitabın üzerinde de aynı resim ve çocuğun elinde aynı “tatil kitabı”, bu görüntünün sonu yoktu. Ben bu sonsuzluğun etkisinden sıyrılıp kitabın ilk sayfasına ulaştığımda zaten okulların açılmasına sayılı günler kalmış olurdu. Neredeyse iki aydır sürekli üst üste yığılan kar görüntüsü beni yeniden o dipsiz kuyuya itmeye başladı. Artık çıkamayacağımı ve o yaz resmine çöreklenmiş “tatil kitabı” kabusuna tekrar gömüldüğümü düşünmeye başlamıştım ki, sümbülün kendi küçük alanına yaydığı kokusuyla bu kabusun sona yaklaştığını hissettim. Ve dedim ki “tatil kitabını” kurtaramadım ama tahinde deneme yapayım.



Tahinli ekmek




¾ (1 adetin) yaş maya
1 çay kaşığı bal
150 ml süt
150 ml tahin
150 ml su
1 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
400 gr tam buğday unu




Süt ve balla mayayı karıştırıp kabardıktan sonra diğer malzemelri de ekleyip iyice yoğurdum ve hamurun üzerini ıslatıp örttüm. Hamur iyice kabarınca şekil verip üzerlerini ıslatıp 200 dereceye ısınmış fırında pişirdim.

10 Ocak 2012

Mantar

Hayatımızda öyle bir an vardır ki tam bir nokta olduğumuz.
Evrendeki tüm yogaların, reikilerin, karmaların, pozitif düşüncelerin ve düşünenelerin kralı gelse o andan bizi çıkartamaz ve ışık, enerji vs göndermek şöyle dursun farkına bile varamazlar bu noktanın.
İşte o an aslında gerçek bir karar anıdır. Ya seçilemeyen bir nokta olarak kendi eksenimizde debeleneceğiz, ya da ekseni değiştireceğiz.
Korkuyorsak muhtemelen kendi kendimizi yok edene kadar debeleneceğiz.
Cesaretimizi ve gücümüzü keşfetmişsek yanına heyecanı da koyarak adım atacağız.
Tembel olup hayıflanmak, acınmak kolay. Bir de içten içe kemirmese insanı.
Zor, gerçekten zor: Tüm bildiğin gerçekleri yaşamak için ilk adımı atmak. Çok zor.









İSTİRİDYE MANTARI









Ezineli anneannemizin tarifine az ilave ile pişirdim

1 kg istiridye mantarı : Uçları ve kalın sapları kesildikten sonra limonlu sıda yıkayıp süzdüm.

SOS:

1 limon suyu
½ su bardağı zeytinyağı
3-4 yemek kaşığı ezilmiş keçi peyniri
1 yemek kaşığı dereotu
1 yemek kaşığı çok ince çekilmiş ceviz içi
Karabiber, kırmızı pul biber, zencefil

İyice karıştırdığım sosu “narin mıncıklama” yöntemiyle mantarlara yedirdim ve fırın tepsisine boşalttım. Yarım saat beklettikten sonra, tepsinin kenarlarına bir kaç dilim domates ilavesiyle 225 dereceye ısınmış fırında kendi suyunu çekene kadar pişirdim.







01 Ocak 2012

Tatlı Ekmek

Bedenimin bir yerinde iç sesimin huzursuz, sabırsız ve her duruma çözüm arayan, her şeyi onarmaya kalkışan parçasını durdurabileceğim bir düzen olsaydı keşke:

O sürekli vızıldarken ve ben bu vızıltıları yakalamaya çalışırken başka konuşmaları ve anlamları kaçırmazdım, onunla boğuşmak yerine dinlerdim sakin sakin. Ya da boş gözlerle uzun uzun bakardım etrafımda olan bitene.
Geceleri devreden çıkarabilirdim, böylece çığlıklarıyla uykumu bölemezdi.
Gündüzleri yapmak istediklerimin üzerine çökemezdi.
Kabus gibi senaryolar yazmama engel olurdu.
Diğerlerinin yüzüne böğürmemek için uygun kelimelerden oluşmuş uzun ve derin cümleleri oluşturmama ve bunları aklımda tutmaya çalışmaktan yorulmama engel olurdu. Böylece kendimi çok da kibar ve anlayışlı davranmak zorunda bırakmazdım.

Bana tek başıma davranamayacağımı, her şeyi kontrol edemeyeceğimi hatırlatan iç sesimin bu huzursuz ve sabırsız parçasını susturabileceğim bir düzeneğim yok.



Habersiz, davetsiz bir misafir gibi geliyor ve fena çörekleniyor.








TATLI EKMEK





1 yemek kaşığı erimiş ve ılımış tereyağı
7 adet gün kurusu kayısı
5 adet kuru incir
7 adet güz meyvesi (gerçek adını bilmiyorum)
5 adet çekirdeksiz kurumuş mürdüm eriği
4-5 yemek kaşığı kuru üzüm
3 yemek kaşığı ceviz içi
1 tatlı kaşığı toz zencefil
1 çay kaşığı tuz
2 yemek kaşığı pekmez
Yarım paket yaş maya
540 gr tam buğday unu

Mayayı ¾ su bardağı ılık süt ve 1 tatlı kaşığı pekmezle kabarttım.
İnce doğranmış kuru meyveleri, kuru üzümleri, ceviz içini, unu, zencefili ve tuzu iyice karıştırdıktan sonra mayalı karışımı, pekmezi ve sıkı bir hamur olacak şekilde aldığı kadar ılık suyu ilave ederek hamuru hazırladım. Kabardıktan sonra şekil verip üzerine su sürdüm ve susam serpip 200 derecede pişirdim.

27 Aralık 2011

Mutlu yıllar .....




Anılarımız çağrıştırdıklarıyla sadece bize ait: Kokularıyla, tatlarıyla, görünümleriyle, duygularıyla.
Tek tek elden geçirdim, sanki şimdi varlarmış hatta bazılarıyla karşılıklı sohbet ediyormuşuz gibi.
Zamanda yolculuk gibi.....
Tozlu olanları bir tarafa dizdim tek tek. Tozunu almadan öylece. Bakıştık, konuştuk, güldük, ağladık, kızdık.
Tozu yokmuş gibi görünen ama içi tozlanmış olanları yine de atmadım, fazlaca bir iletişime girmeden delik deşik bir kutuya koydum, unutmayayım istediğim zaman fırlayıp çıkabilsinler diye.
Sık sık dış ve iç temizlikten geçirdiğim tozsuz olanları yerli yerinde bıraktım, uzun bir sohbetten sonra. Bütün duygularımı içlerine hapsettim, canlı kalsınlar diye.
Çatışmaya girmemeye özen gösterdim ama nasıl bir ikilem? Hem yalnız değildim, hem de çok yalnızdım.



Her zaman canlı kalacak çok ve değerli anılar biriktireceğimiz bir yıl diliyorum.




16 Aralık 2011

Börek

Şu “Photoshop” programını içselleştirebilsek nasıl olurdu acaba hayatımız?
Yanlardan kırp,renkleri istediğine çevir.
Pürüzleri, fazlalıkları yok et.
Oradan buradan eklenmiş olanları kes at.
Görünümü ister romantik yap, ister hüzünlü. Ya da rahatsız edici derecede soyut.
İster çirkin yap, istersen gerçeklikten uzak bir güzelliğe büründür.
Zamanın tersine geliştirdiği “ÖNCE” “SONRA” durumunu, yine bir kaç darbeyle tersine çevir.
İstediğini fotoğrafa al, istemediğini sanki hiç varolmamış gibi çıkar kareden.
Yaşanmış her duyguyu görüntünün tüm bütünlüğünü bozacak şekilde etkisiz hale getir.
Geçmiş dediğimiz şey hiç yokmuşcasına o anı istediğin formda dondur, sanki hiç var olmamışız ve o an o karede hayat bulmuşuz gibi.
Bu kadar net bir biçimde mümkün olabilseydi ister miydik acaba?
Ben son zamanlarda bu tersine gelişen “ÖNCE” “SONRA” durumunu pek sever oldum. Her ilave beyaz telin, her ilave çizginin, her fazla kıvrımın, hayatıma giren yada eksilen her insanın hayat karemde olmasını pek sever oldum.
Pürüzlü, net, dalgalı, dalgasız, açık renk veya alaca, hüzünlü, acılı veya acısız ve her ne varsa .....



Börek





Ölçüler göz kararı ve malzemeler tarifin içinde.

İki yufka arasına ve en üste su ve zeytinyağı karışımını sürdükten sonra, kestiğim üçgenlere önce az tuzlu suda haşlanıp süzdüğüm yeşil mercimeği ve mercimeğin üzerine de zeytinyağı ile kavurduğum soğanlı ve bol baharatlı kıyma harcını koyup sardıktan sonra dondurucuda beklettim. Pişirmeden önce üzerine yumurta sarısı, az su ve zeytinyağı karışımından sürüp fırında pişirdim.




21 Kasım 2011

Kurabiye

Korkarım ben:

Yalnızlığın doğallığından korkan, onun söylediklerini dinlemeyen insandan.

Kendi sesiyle, gürültüsüyle, sahte yakınlaşmalarla yalnızlığın sesini ve sadeliğini bastırmaya çalışan insandan.

Başkalarının yalnızlığına saygı gösteremeyen insandan.






Kurabiye




300 gr lor
1 yumurta
1.5 su bardağı toz şeker
1 paket kabartma tozu
1 tatlı kaşığı zencefil
½ su bardağı zeytinyağı
2 yemek kaşığı ceviz
3 yemek kaşığı süt
215 gr un

İyice yoğurup şekil verdikten sonra 180 dereceye ısınmış fırında pişirdim.


11 Kasım 2011

Elma aşkı yeniden



Bu sene elma ağacı benim gibi düşük verimliydi sanki.

Kızarmadan yere attığı tam olmamış elmalar yine marmelata dönüştüler mutfakta.




Yıkadıktan sonra sadece çekirdeklerini çıkarıp dilimlediğim elmalara biraz şeker, bir kaç damla sakızı ilavesiyle kısık ateşte pişirip, soğuyunca püre haline getirdim.


Diğer elma marmelatı için:
http://yemekkutusu.blogspot.com/2008/10/aldatmaca-oyunu-oynar-dururuz.html

05 Kasım 2011

Bayram herkese mi?

Aşağıdaki yazıyı 6 Kasım 2008 de yazmışım, tam 3 yıl önce. "B.Ç" için.



Şimdi de "N.Ç" için. Hala acı, hala utanç verici. Tabii eğer utanabiliyorlarsa!



Ve nasıl iyi, mutlu ve çocukca bir bayram olacaksa!

Sabahın kör bir saaati. Ben yine o kız çocuğunu düşünüyorum. Sonra diğer kız çocukları aklıma geliyor. Yaşadıklarını gözlerimin önüne getirmemek için kapatmıyorum gözlerimi. Katlanmış kağıttan kestiğimiz el ele tutuşmuş kız çocukları gibi. Açtıkça çoğalıyorlar. Daha kendileri bile kendi bedenlerini tanıyamamışken. Sonra o sırıtan surat ve onun arkasına saklanmış sayısını bilemediğim diğer sırıtan suratlar. Ve onların bu kokuşmuşluğuna sırıtan, yokmuş gibi davranan, daha da ötesi haklı çıkaran sistemler. Tüm tepkiler havada uçuşuyor sanki.
Sonra yine kağıttan el ele tutuşmuş erkek çocuklar gözlerimin önüne geliyor, yaşanılanlar hiç bir zaman ortaya dökülmemiş, farkediyorum.
Sadece korku ve acı görüyorum gözlerinde ve daha kendilerinin bile tanımadıkları bedenlerinde.
Sonra bu kağıt çocukların geleceklerini hayal etmeye çalışıyorum ve çok ürküyorum. Nasıl ve ne zaman büyüdüklerini anlayamadan.....
Bitsin bunlar, belki kötü bir rüyadır bu diyorum ama devam ediyor. Yalnız çocukları düşünüyorum.
Bu kağıtların beyaz başladığını ve siyaha dönüştüğünü ve sonra renksizleşerek yaşamda uçuşup unutulduklarını farkediyorum.
Nasıl bir işkencedir ki bu karşılığını bulamıyor. Hep vardı ve varolacak dedirtiyor.
Ben gerçekten acı çekiyorum.



6 Kasım 2008
(http://yemekkutusu.blogspot.com/2008/11/sabahn-kr-bir-saaati.html)
Google