Ah bu kokulardan gelen çağrışımlar yok mu?
Gözlerimi kapatınca hangisini tercih etsem acaba?
Acı verici ve görünüşte gerilerde kalmış bir bahar mevsimini mi?
Evrende benden başka hiç birşeyin önemli olmadığı o zıp zıp baharı mı?
Size biraz ekonomik kriz, bolca haksızlık ve kırgınlık hediye ediyoruz seslerinin sinir bozucu baharını mı?
Sevgiliyle ansızın karar verilip gecenin köründe bulunan otobüsle gidilen Ayvalık sabahının baharını mı?
Acaba hepsi mi?
Ya da bütün bunlara boş versem ve desem ki:
Bu havalar bana baharın gelişini müjdeler. Ankara’nın lodosunu severim ben. Kendimi Çanakkale’de deniz kıyısında yürüyormuşum gibi hissederim. Ya da Ayvalık’da.
Hiçbir şeyi umursamadan, sanki o anda sadece ben varmışım gibi. Sonu gelmeyeceğini çok iyi bildiğim kafa içi düzenlemelerim, oraya buraya çekiştirilmelerim, benim dışımda ve bana ait olmayan ama benim dahil edildiğim tüm seslenmelerin bu tatlı rüzgarla bir an için bile olsa yok olduğunu hissetmek. Sonra bir kedi gevşemesiyle bu anı uzatabilmek. Mümkün olan en uç noktaya kadar.
Sadece unutmak. Evet sadece unutabilmeyi başarmakta sır galiba. Anlık unutmalarda. Ve bu anları azar azar uzatabilmekte ya da sayısını arttırabilmekte. Tazelenmek ve devam edebilmek için.
Kek
.JPG)
2 yumurta
125 gr toz şeker
50 gr zeytinyağı
70 gr süt
275 gr Sinangil vanilyalı un
Ceviz
VE
4 yemek kaşığı limon suyu
1 limon kabuğu rendesi
1 yumurta akı
2 yemek kaşığı toz şeker
2 yemek kaşığı Sinangil vanilyalı un
.JPG)
Yumurta ve şekeri çırptıktan sonra sırayla zeytinyağı, süt ve unu ekleyip karıştırdım. Yarısını kalıba döküp üzerine cevizle kapladım. Kalan kısmı 2 yemek kaşığı ayırdıktan sonra cevizi kapatacak şekilde üzerine yadım. 2 yemek kaşığı ayırdım karışıma diğer malzemeleri de ekleyip çırptım ve kalıbın en üst kısmına biraz alttaki karışımla da karıştırarak döktüm ve 175 derecede pişirdim.